| BİR KÜLTÜR DİYARIDIR AHLAT |
AHLAT
ADININ MENŞEİ |
Ahlat'ın ismi ve kelimenin etimolojik kökeni hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüştür.Bunları sırası ile inceleyecek olursak; *Ahlat'ın Lat adındaki Rum Kralının Daryona adlı kızı Müslümanların Ahlat'ı fethetmesi sırasında Müslümanlığı kabul etmiş ve babasınıda ikna ya çalıştığı halde razı edememiş. Bu yüzden de Daryona babasını öldürmüş. Sonra babasına çok üzülerek ah.......Lat, ah.....Lat demiş.Böylece Ahlat ah......Lat hecelerinin birleşiminden meydana gelmişitir. *Ahlat'ın adının menşei hakkında halk arasında hala süregelen bir efsane vardır . Bu efsane şöyledir; “ Van Gölü'nün bu müstesna kıyısında hüküm süren Urartu Kıralı “Lat” Med'lerin saldırısına dayanamayınca şehir düşe ve hükümdar da ağır yaralar alır. Babasının başını dizine koyan hükümdarın kızı “Ah!” çekerek ince ince göz yaşları dökmektedir. Kızın “Ah! Lat , Ah! Lat” diye yükselen feryadı, Med'lerin şehre girmesine kadar devam eder . Urartu Kıralı hayata gözlerini yummuş ancak bilmeyerek çok sevdiği bu şehre ismini vermiştir.” Şüphesiz bir efsane ama doğrusu hoş yakıştırılmış. Bunun yanı sıra ilçenin ismi islami literatürde “Hilat” olarak geçer. * Milattan önce 3 bin yıllarında Hilatos adlı bir kumandan tarafından kurulan Ahlat şehri ,adını kumandanın isminden almış ve dilde evilerek Ahlat'a dönüşmüştür.
* Ahlat'ın adı hakkındaki dördüncü bir
görüş ise tarihte ahlat'ta çeşitli milletlerin bir arada yaşadığı ve
farklı dillerin konuşulduğundan dolayı bu ismim verilmiş olmasıdır. Ahlat'ta Çeşitli Hakimiyetler Türkiye'de belki de tarihi eserleri açsından eşi benzeri olmayan bir belde konumundaki Ahlat'ın varlığı MÖ. 1500 yılına kadar uzanmaktadır. Asurlular' ın bir uç beyliği olan şehir daha sonra Urartular'a geçiyor. İsmini de bu dönemde alıyor. Şehrin en eski sakinleri olan Urartular buraya “Halads” Ermeniler “Şaleat” , Süryaniler “Kelath” , Araplar “Hil'at” , İranlılar ve Türkler ise “Ahlat” demişlerdir. Ahlat'ta paleolotik döneme Tunç Devri'ne tarihlendirilen münferit eserler mevcuttur. Bu dönem esaslı olarak ilmi şekilde araştırılmamıştır . Şehir MÖ.9.yy.'da Asur hakimiyetine son veren Urartuların egemenliğine girmiş ve Urartuların şehirdeki bu hakimiyetleri MÖ.6.yy.'a kadar devam etmiştir. Bu dönem hakkında pek bilgi yoktur. MÖ.600 yıllarında Medlilerin ve Perslilerin egemenliğine giren şehir daha sonra Anadolu'daki Pers hakimiyetine son veren İskender'in yani Greklilerin hakimiyetine geçmiş , bundan sonra Port hakimiyetine girmiştir. Bu dönemde ayrıca Roma'nın ve Roma'nın ikiye ayrılmasından sonra da Bizans'ın egemenliğine giren şehir miladi 641 yılında burayı İslam ordularının fethetmesine kadar Bizans egemenliğinde kaldı. İslam Öncesi Ahlat, sahip olduğu doğal güzellikleri dolayısıyla tarihin her döneminde çeşitli uygarlıklara merkezlik yapmıştır. Şehrin ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu bilinmemektedir. Urartular Ahlat' a "Halads", Ermeniler "Şaleat (Şaliat)", Süryaniler "Kelath", Araplar "Hilat" adını vermişler, İranlılar ve Türkler ise Ahlat şeklinde telaffuz etmişlerdir. Diğer taraftan halk arasında yaşayan yaygın bir efsaneye göre; "Lat" adlı kralın, Müslümanlığı kabul eden kızı tarafından öldürülmesi ve baba katili olan bu kızın üzüntüyle "ah" çekerek babası "Lat" a ağlaması sonucu "ah" ve "Lat" kelimelerinin birleşmesinden bu isim ortaya çıkmıştır. Ünlü Türk gezgini Evliya Çelebi ise Ahlat'a "Dar-ı Bele" (Oğuz Taifesi Şehri) denildiğini yazmıştır. Urmiye Gölü'nden Malatya'ya kadar olan sahada ilk yerleşmeye açılan yerlerden biri de Van Gölü Havzası'dır. Nitekim bu havzanın çeşitli yörelerindeki mağaralara çizilmiş figürlerle veya boyalı kaya resimleri bunu teyit etmekte ve bu kültür bulguları M.Ö. 15000-8000 yıllarına kadar bölgenin tarihine ışık tutmaktadır. Bilimsel araştırmalar Van Gölü Havzası ile birlikte Ahlat'ın ilk sakinlerinin Hurriler olduğunu göstermektedir. Eklemeli bir dil kullanan ve dilleri Türkçe' nin de dahil olduğu Ural-Altay grubu dillerine benzeyen Hurrilerin, M.Ö. 2000 yıllarındaki merkezlerinin Van Gölü çevresi olduğu bilinmektedir. Ahlat Hurriler' den sonra M.Ö. 1500'lerde Asur Devleti'nin bir uç beyliği haline gelmiş ve Asur Kralı Salmanassar (M.Ö. 1274-1245) zamanında Urartular Asurilerin bölgedeki gücünü kırarak M.Ö. 900 yıllarında Ahlat'ı egemenlikleri altına almışlardır. Yerleşik bir kültürü benimseyen ve başkenti Tuşpa (bugünkü Van) olan Urartu Krallığı, yaklaşık 300 yıl boyunca Van Gölü Havzası'nı egemenliği altında tutmuştur. Ancak kendilerine has kültür ve mimari tarzları ile birlikte sulamalı tarıma önem veren Urartu Krallığı'nın otoritesi, Asur Kralı I. Salmanassar (M.Ö. 1274-1245) ve oğlu I.Tukulti-Ninurta (M.Ö. 1244-1208) tarafından düzenlenen yağma seferleri ve Asurlularla M.Ö. 742'de yapılan Kommagene Savaşı sonucunda sarsılmıştır. Bilhassa M.Ö. 1274 yılında düzenlenen sefer sırasında, çoğu Van Gölü havzası ve yakın çevresinde olan ve aralarında Ahlat'ın da yer aldığı bir çok kentin tahrip edildiği, Asur kaynaklarından öğrenilmektedir. Urartu Kralı Rusa II döneminde (M.Ö. 685-645), Bu arada Adilcevaz'da bulunan II. Rusa'ya (M.Ö. 685-645) ait bir yazıtta, kralın Ziukuni ülkesinde (Ahlat-Adilcevaz yöresi) yeni kentler yaptırdığı ve bu kentlere; Hate,Muşki ve Halitu ülkelerinden insanların getirilerek yerleştirildiği belirtilmektedir. M.Ö. 609 yılında Urartu Ülkesi Ahlat'la birlikte İskit Türklerinin eline geçmiş, Urartuların önemli askeri üssü olan Çavuştepe Kalesi ve Urartu şehirleri İskitler tarafından yakılmıştır. Ahlat ve çevresi bu tarihten sonra Makedonlar, Persler, Sasaniler ve Bizanslılar arasında sık sık el değiştirmiştir. Miladi 217 yıllarında Ahlat, Türkistan'dan gelen Mamık ve Konak adlı Türk ehzadelerin beylik merkezi olmuştur. 395 yılında ise Hun Türklerinin Ahlat ve çevresine gelişleri görülmektedir. Öte yandan, miladi 550-660 tarihlerinde Ahlat'a Hazar Türkleri' nin yerleştiğini görmekteyiz. |